22 Ocak 2011 Cumartesi

Kanaatlerden İmajlara-Ulus Baker


Bu inceleme toplumsal bilimlerle belgesel filmcilik arasında mümkün bir birleşmenin boyutlarını tartışıyor. Bunun ön şartlarından birinin hâlihazırdaki “kanaatler sosyolojisinin” bir eleştirisi olması gerektiğine inanıyoruz. Bu yalnızca sıradan toplumsal araştırma pratiğine yönelik bir eleştiri değil, yorumcu-epistemolojik tarza ve toplumbilimsel yaklaşımların “metin” ve “kanaat” etrafındaki epistemolojik düğümlenişine yönelik bir eleştiridir. Spinoza’nın “duygular öğretisi” bu noktada bizim için merkezi bir öneme sahip: duygular sosyolojisi kendi başına bir epistemik alan olmaktan çok, adanmış olduğu alanda bir praksis oluşturmaya çabalamalı. Bu praksisi nihai olarak Dziga Vertov’un sine-göz ve sine-hakikat yaklaşımında,çağdaş video alanında ise Jean-Luc Godard’ın videoyu bir “düşünme cihazına”dönüştürmeyi amaçlayan yaklaşımlarında görüyoruz.  ULUS BAKER

Ve Durgun Akardı Don -Mihail Şolohov

Ve Durgun Akardı Don bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını, çok yönlü, derinlemesine ama sade bir şekilde dile getirir. Eserin birinci cildinde Don Kazakları’nın Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri görenekleriyle anlatılır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı yılları ve 1917 Ekim Devrimi’ne ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazakları’nın ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu İç Savaştaki rolü irdelenir. Canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, bütün zamanların en önemli romanlarındandır.



1916. Ekim. Gece. Yağmur ve rüzgar. Ormanlık arazi. Akçaağaçlarla kaplı bir bataklığın kıyısında siperler. İlerde dikenli tel örgüleri. Siperlerin içinde dondurucu sulu kar. Bir gözetleme noktasının saçı ıslak, hafiften parlıyor. Sığınaklarda tek tük ışıklar.



Subay sığınaklarından birinin girişinde tıknaz bir subay, ıslak parmakları kaput bağları üstünde kaya kaya bir saniye durdu. Alelacele bağları çözdü, yakasından suları silkti, girişin orda ayak altında çamura dönen samanlara çizmelerini sildi, sonra kapıyı itip açtı, başını eğdi, sığınağa girdi.

(Kitabın Girişinden)

21 Ocak 2011 Cuma

Hayvanların Sır Dolu Dünyası-Necati Güngör

Necati Güngör'den Hayvanların Sır Dolu Dünyası

Hayvanların Sır Dolu Dünyası, insanın yanı başındaki hayvanların ne denli bilinmezlerle dolu dünyaları olduğunu anlatıyor. Aslında insanın fazladan tek söz etmesine gerek bırakmadan. Yalnızca, hayvanlar ne iseler, onları olduğu gibi aktararak.
  • Yunusların vücut yapıları, beş milyon yıldan beri hiç değişikliğe uğramadı.
  • Akrepler tam yüz milyon yıldır yeryüzündeki varlıklarını sürdürüyor.
  • Örümcek ağı çelikten bile sağlamdır. 1 mm kalınlığındaki bir ağ, yetişkin bir insanı çekebilir.
  • Kış uykusundayken anne olan dişi ayı hiçbir şey yemeden çocuklarını emzirir, büyütür. Bunu, doğadaki hiçbir canlı başaramaz.
  • Bir penguen, seksen yavrunun arasında kendi yavrusunu bulur.
  • Bir fil sürüsünde bir yavru ölürse, yetişkin filler yas tutar.
  • Şempanzeler karşılaştıkları yüzleri hatırlar.
  • Timsahı nereye götürürseniz götürün, evinin yolunu bulur. Yüz kilometre uzaktan bile evine döner.
  • Aslanla göz göze gelen zürafa, bakışlarıyla onu saldırmaktan caydırır.
Tam 669 bilgi. Merak etmeden yaşanmaz.

Notos Yaşam * Resimler Mustafa Delioğlu * 88 s. * 14,5*21,5 cm * Mayıs 2010 *

METİS'İN Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı 2011 Ajandasına Nezih Kitapevi ırkçı ve ayrımcı yaklaşım

9 mağazası ile her gün müşterilerine, yaklaşık 110.000 çeşit ürün sunan Nezih Kitabevi, Metis’in yayınladığı, "Irkçılık, Ayrımcılık ve Nefret Suçları" ajandasını satmayacağını duyurdu.

Nezih Kitabevi, Metis’in yayınladığı, "Irkçılık, Ayrımcılık ve Nefret Suçları" ajandasını satmayacağını duyurdu. Kitabevi, yaptığı açıklamada, müşterilerinden ajandaları iade etmelerini istedi ve “tüm faaliyetlerimizi, Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği ilke ve düşünceler doğrultusunda yürütüyoruz” dedi. 
Metis Yayınları, 2011 Ajandası için "Irkçılık, Ayrımcılık ve Nefret Suçları"nı konu olarak seçmelerini şöyle belirtmişti: “Gerekçesi hepimizin yaşadığı hayatta yatıyor. Türkiye, 20. yüzyıl boyunca ektiklerini biçiyor, ırkçı zihniyetin cenderesinden çıkmayı başaramıyor. Irkçı zihniyetin ürünü olarak uzun süredir bir savaş hali içinde, bir nefret toplumu içinde yaşıyoruz.”

Metis Yayınları Ajandasının konusu olan nefret söylemi ve nefret suçları, Türkiye'de olduğu kadar dünyada da yeni bir kavram. Nefret suçları, ırkçı ve ayrımcı bir zihniyetin korkularına, inanç kalıplarına, klişelerine dayanıyor. Yani şiddetten, saldırıdan, cinayetten, sokaktaki vurdu kırdıdan önce yanlış inanç, yanlış bilgi, yanlış düşünce söz konusu.

Ajanda 2011 / Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı
Levent Şensever'in hazırladığı ajandanın içinde bulunan başlıklar şöyle sıralanıyor:

Nefret suçları nedir?
Nefret suçları teriminin ortaya çıkışı
Nefret suçları diğer suçlardan niçin farklıdır?
ABD ve Avrupa'da nefret suçları mevzuatı
Antisemitizm nedir?
Nefret söylemi nedir?
Nefret söylemi ve medyanın rolü
Türkiye'de yasal mevzuat
Uluslararası hukukta nefret suçları
Irkçılık nedir?
İslamofobi nedir?
Milliyetçilik nedir?
Soykırım
Çokkültürlülük anlayışı
Türkiye'de azınlıklar
Nefret suçları konusunda neler yapılabilir?
Nefret suçlarına karşı mücadelede sorunlar
Sosyal Değişim Derneği
Türkiye'de yürütülen çalışmalar ve kaynaklar
Kısa sözlük
 
Nefret suçları nedir?, s. 24-25
Her yıl binlerce kişi hoşgörüsüzlüğün şiddet içe
ren dışavurumlarının mağduru oluyor. İnsanlar bazı karakteristik niteliklerini paylaştıkları gruplara aidiyetleri nedeniyle tehdit ediliyor, aşağılanıyor ve saldırıya uğruyor. Mezarlıklar, ibadet ve toplanma yerleri veya anıtlar, salt bu gruplarla özdeşleştirildikleri için tahrip ediliyor. Hatta söz konusu gruplara aidiyetleri nedeniyle insanların öldürüldüğü birçok olay ortaya çıkıyor.
Nefret suçu kavramı oldukça yeni. Nefret suçlarına karşı mücadelenin kökleri ABD'de 1960'lı yıllarda gerçekleşen sivil haklar hareketine dayanmasına karşın, kavram yaygın olarak 1980' lerin ortalarından itibaren kullanılmaya başladı.
Nefret suçları şiddet, marjinalleştirme, yalnızlaştırma, mağdur bırakma ve ötekileştirme gibi birçok sosyolojik ve kriminolojik boyutu kapsamaktadır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), nefret suçunu şöyle tanımlamaktadır: Mağdurun, mülkün ya da işlenen bir suçun hedefinin, ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.
Bu bağlamda ırkçı saikle işlenen suçların, halkın bir kısmına karşı kin ve düşmanlığa tahrik fiillerinin, "namus" ya da "töre" olarak tabir edilen saiklerle işlenen cinayetlerin veya toplumsal linç girişimlerinin de –tartışmalı olmakla birlikte– nefret suçları kapsamına girdiği söylenebilir.
Nefret suçlarının özelliklerini iyi kavramak, bu suçlara karşı verilecek mücadele açısından son derece önemlidir. Ayrımcılığın en aşırı şekli olan nefret suçlarını diğer suçlardan ayıran en önemli unsurlardan biri, bu tür suçların bir önyargı saikiyle işlenmiş olmasıdır.
Dolayısıyla bir suçun nefret suçu olarak tanımlanabilmesi için şu unsurlar gerekir:
       1. Ceza hukukunda tanımlanmış bir suç fiilinin söz konusu olması,
       2. Suç teşkil eden fiilin bir kişi veya gruba veya bu kesimlerin mülkiyetine yönelik olması,
       3. Failin bu suçu anayasa, ceza hukuku ve diğer özel yasalarla koruma altına alınmış mağduriyet kategorilerine yönelik olarak bir önyargı saikiyle işlemiş olması,
       4. Suç teşkil eden fiilin, mağdurların "ırk", etnik kimlik, ulusal köken, toplumsal statü, eğitim, inanç, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelimler veya engellilik gibi karakteristik özelliklerine yönelik seçici bir şekilde işlenmiş olması.
Nefret suçları ayrı bir kategori olmayıp, önyargı ve nefret saikiyle işlenen ve ceza yasası içinde ele alınan suçlar olmakla birlikte, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve birçok uzman tarafından bu suçlara yönelik ayrı yasaların düzenlenmesi önerilmektedir. Nefret suçları fiziksel saldırı, mülkiyete verilen hasarlar, zorbalık, fiziksel veya sözlü taciz, aşağılama, saldırgan duvar yazıları, kundaklama veya nefret söylemi içeren yazı veya mektupların söz konusu olduğu vakalar olabilir. 
 

20 Ocak 2011 Perşembe

İz Dergisi

Say 31, Ocak-Şubat 2011
Altıncı yılımızın ilk sayısına Magnum Photos’tan Rene Burri ile başlıyoruz. Fransa’dan Çin’e, Mısır’dan Trinidad’a, Küba’dan Güney Kore’ye kapsamlı bir dünya turu sizleri bekliyor.
Yine Magnum Photos’tan Bruno Barbey, ‘68 Paris’inin barikatlarında karşılıyor bizi. Avrupa’da ve hatta küçük çapta Türkiye’de de kıpırdayan gençlik hareketlerinin dünya tarihindeki en önemli referans noktası olan ‘68 eylemlerini yakından izleyen Barbey’in bu fotograflarından oluşan kitap, 2008 yılının Mayıs ayında Fotografevi tarafından yayımlanmıştı.
“Kapalı kutu” Kuzey Kore, Tomas van Houtryve’in (VII Photo) karelerinden sızan ipuçlarıyla, az da olsa görünürlüğünü artırıyor.
Panos Skoulidas “Venedik’te Ölüm” temasının peşinde, “rahat olun, eğlenin ve anımsayın” diyerek bir “ucube gösterisi”ne davet ediyor herkesi.
Pari Dukovic’in objektifi, “sıradan insanlar”ın gündelik hallerine ve onların “küçük umutları”na yöneliyor.
Tunç Evcimen ile birlikte bir kez daha Uzak Asya’nın hareketli yaşamına tanıklık ediyoruz.
Ve mutlu son! Sibel Açıkalın, “Her evli kadının bir kez giyip, bir kez daha asla giymeyeceğini bilmesine rağmen en kıymetli giysisidir gelinliği” tespitinden yola çıkarak gerçekleştirdiği projesinde, 1970’lerden kalma gelinlikleri amatör modellere giydirmiş.

Puslu Kıtalar Atlası İhsan Oktay Anar

Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu..."Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar:Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:"Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır."

Varlık ve Hiçlik Jean-Paul Sartré

Varlık ve Hiçlik, hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre'ın "başyapıtı"dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder. Dolayısıyla önemini ve güncelliğini hâlâ korumaktadır ve hiç şüphesiz daha uzun yıllar korumaya devam edecektir. Çünkü, insan, ilk defa bu yapıtta, özgür olmaya "mahkum" edilmiştir... İyi okumalar!